ICP Coin Dfinity Nedir? Fiyat Tahminleri, Geleceği ve Yorumlar

DFINITY yaklaşık 3 yıl önce airdrop (havadan bir şey verme) yapmıştı. Kayıt olma zamanınıza göre 119 veya 28 ICP verdi (hatta bazı kişilere daha fazla). O zamandan beri piyasaya çıkması bekleniyordu. (Nereden alınır: Binance, Coinbase, Kucoin, Huobi, Okex, Gate borsalarından alabilirsiniz)

Piyasaya 10 Mayıs 2021’de çıkıyor ama ön değerlemelerde, havadan verilen 119 ICP’nin değerlemesi 10-40 bin dolar arasında gidip geldi. Henüz çıkmadığı için bu fiyatlar gerçek değil ama Filecoin, Holo gibi depolama ve türevi projelerin yaşadığı yükseliş göz önüne alınırsa bunun mümkün olduğu görülmekte. Tabii ki başlangıç arzının kaç olacağı da fiyatın yüksekliğinde önemli. ICP toplam arzı 470 milyon fakat bunun yüzde kaçı ile piyasaya gireceği gün itibariyle belli değil. 120 milyon civarında olacağına dair bir bilgi olmasına rağmen bunların bir kısmının kilitlenmesi konuşuluyor.

Coinbase’de azami ICP çekme sınırının 4000 olarak belirlendiği söylentisi var. ETH için en fazla çekme sınırı 5000 ETH, öyleyse kafalarındaki ICP fiyatının 1.25 ETH yani $2500 olduğu düşünülebilir. Tabii bu tamamen spekülasyon ama gerçek olursa 119×2500=300 bin dolarlık havadan ICP verilmiş olacak. Çok ciddi bir miktar, o yüzden inanmıyorum. Böyle bir senaryo ancak 5.9 milyon ICP arzı olduğunda (ki fazlasının olması muhtemel), 12-13 milyar marketcap’e ulaşması ile mümkün olabiliyor. Oldukça zor görünüyor.

Ama projenin arkasında çok güçlü insanlar var. Mali konuda hiçbir sorunları yok. Mesela şu videoyu muhtemelen reklam vererek bugün (10 Mayıs 2021) itibariyle 170 milyon kere izletmişler, hemen altında görebilirsiniz sayıyı: https://twitter.com/dominic_w/status/1377788213738172416?s=20

Dominic Williams bu işin başındaki adam. Bloomberg, CNBC gibi yerleşik finansal düzenin medya araçlarına çıkıyor. Financial Times Dfinity ile ilgili haber yaptı: https://www.ft.com/content/a1f7a90d-68cc-4854-9896-c538e2be58ca

FT daha önce yeni piyasaya giren herhangi bir blokzinciri projesi ile ilgili haber yapmış mıydı, hatırlamıyorum. Dolayısıyla ABD’deki yerleşik düzende sağlam bir yerleri var. Bu da gösteriyor ki fiyatını çok yüksek yerlere getirme ve böylelikle ilgi çekme imkânları var. ABD’den istedikleri her onayı alabilirler bence.

Şimdi bunları okuyup heyecanlanan kişilerin muhtemel sorularını cevaplayayım:
Biz de airdrop’a katılabilir miyiz? Hayır. Çünkü 3 yıl önceydi. Zaman makineniz yoksa mümkün değil.

Nereden ICP alabiliriz? Bugün (10 Mayıs 2021) itibariyle Binance, Coinbase, Kucoin, Huobi, Okex, Gate borsalarından alabilirsiniz. Daha ilk günden bu kadar borsada, özellikle de Coinbase’de listelenen bir proje görmüş müydünüz?

Başlangıç arzının 120 milyon küsur adet olacağı bilgisi var ama net değil hâlâ. Çünkü kilitlenecek olan ICP sayısı muallak. Piyasalar açıldığında göreceğimiz fiyat hakkında tahmin yapmak çok zor.

Airdroptan gelen 119 adet var elimde. İlk aşamada satmayı düşünmüyorum çünkü fiyat hızlı hareket ederken ani kararlar vermek gerekecek. Öyle durumları sevmiyorum. Önümüzdeki süreçte fiyatın seyrine bakıp düşünerek karar vermeyi planlıyorum.

ICP bana Hedera Hashgraph’i hatırlatıyor. Onların da arkası sağlamdı ve “farklı” bir anlatıları vardı. Bugün geldiğimiz noktada sonuç çok parlak değil. Ama burada beni esas meraklandıran şey, fiyatı değil. Zaten airdroptan geldiği için her fiyat kâr ettirecek. Bu şahıslar bildiğimiz blokzinciri kullanarak hızlı ve çok büyük miktarda veri içerebilen bir blokzinciri yapısını, bildiğimiz blokzincirde çalışan internet yaptıkları iddiasındalar. Bu nasıl mümkün olur?

Biraz inceledim. Her node’un kendi zinciri var. Tamam ama bir de bunların üzerinde NNS var. İşler orada karışıyor. Yazılım sektöründen olmadığım için çok iyi tahlil edemedim. Bilen varsa ve aydınlatırsa memnun olurum. Ama bu kadar süredir piyasanın içinde olan biri olarak, blokzincirine merkezî yapılar eklemlemeden yapamazlar diye düşünüyorum. Çünkü bildiğimiz blokzincirinin doğası buna izin verecek yapıda değil. Holochain bunu, bakış açısını değiştirerek, veriyi değil de insanı (agent) merkeze alarak yapıyor. Çok mantıklı bir çözüm. Ama Dfinity’nin paradigması değişik değil gördüğüm kadarıyla.

Blokzinciri, şu an doğal sınırlarına gelmiş durumda. Milyonlarca insan, blokzincirini daha verimli hâle getirmek için uğraşıyor ama olmuyor. Bunu Dfinity mi yapabildi? Sanmıyorum. Yapılması gereken, paradigmayı değiştirmek. Daha iyi mumlar yaparak elektriği icat edemezsin. Paradigmanı değiştirmen gerekir. Tıpkı Holochain’in yaptığı gibi.

Dfinity’nin paradigması, veriyi merkeze alan klasik blokzinciri paradigmasından farklı değil gördüğüm kadarıyla (ya da ben anlamadım). Dolayısıyla mucizevi bir geliştirme yapmış olmaları zor.

Peki bu durum fiyata nasıl etki eder? Kısa vadede kötü olmaz ama çok uzun vadede hiç de iyi değildir.

Neden kısa vadede kötü değil? İnsanlar Dfinity’yi kullanırken, merkeziyetsiz uygulamaları kullandıklarını düşünecekler; tıpkı BSC (Binance Smart Chain) ağında merkeziyetsiz kriptoparaları kullandıklarını düşündükleri gibi. Bu, ilk aşamada epey bir kullanıcı çekecektir. Düşünün, hem merkezsiz bir proje hem de merkezî yapılar kadar hızlı. BSC bunun en iyi örneği, BSC ağı çok ciddi merkezî unsurlar içermesine rağmen insanlar sırf hızlı diye kullanıyor.

Zaten Dfinity’de çok sayıda “merkezsiz” (!) ve hızlı uygulama hazır durumda. Neredeyse sosyal medya uygulamalarının hepsinin muadilini çıkarmış durumdalar. Tiktok’un muadili olarak Cancan uygulaması var mesela. Ama merkezî unsurları içeren bir yapı uzun vadede çökmeye ve merkeziyetsiz uygulamalar karşısında önemini yitirmeye mahkumdur. Ayrıca, hem olabildiğince merkeziyetsiz hem de merkezî yapılar kadar hızlı uygulamalara imkân veren bir proje var zaten: Holochain!

“Holochain nedir?” derseniz, 5 dakikada herkesin anlayabileceği türden basit ve Türkçe anlatımı izlemek için: https://www.youtube.com/watch?v=xMVsXzQLdoA

RaiTurk – 10 Mayıs 2021

Evet, ICP piyasaya çıktıktan sonra güncelleme de yapmış olalım. 2018 yılında kayıt olanlara bir seferde verileceği duyurulan ICP’lerin 12 ayda eşit parçalarla verileceği duyurusu yapıldı son gün. Böylece her ay yaklaşık 10 ICP gelecek bana. Hatta ilk parçası geldi ve yaklaşık 4000$ ediyor.

Airdrop bir kenara, ICP’yi daha iyi anlamak, Holochain’i anlamadan eleştirenler gibi olmamak adına, biraz Dfinity’ye zaman ayırayım dedim. Bazı noktalar sorunlu ve karanlıkta duruyor. Yine de erkenden hüküm vermemeli.

Şu uzun yazı epey açıklayıcı. Merak edenlere kesinlikle öneririm (İngilizce): https://messari.io/article/an-introduction-to-dfinity-and-the-internet-computer?utm_source=newsletter&utm_medium=top&utm_campaign=dfinity-ic-primer

Örneğin, Reddit’in ICP versiyonunu yapmışlar. Bir gönderi paylaşmak istediğinde birkaç saniye beklemen gerekiyor. Birkaç saniye deyip geçmeyin. Her yazdığınız mesajda birkaç saniye beklemek insanı delirtir. Bu sorunu ileride çözmeyi planlıyorlar. Holo’da bu şu an anında oluyor. Gözümüzle gördük.

Ayrıca, 1GB verinin bir yıl boyunca ICP’de yer almasının maliyeti 5$ olarak düşünülmüş. Bu da AWS’den yüksek bir fiyat olarak ifade edilmiş. Merkeziyetsizse o fiyata değebilir aslında ama marifet hem ucuz hem merkeziyetsiz olması. Bakalım Holo’daki hostlar fiyatı kaç olarak belirleyecek.

Dfinity’deki NNS denilen yapı, sistemle ilgili bütün kararları veriyor. Oradaki oy hakkı da kişilerin tuttuğu ICP miktarı ve kilitleme süresi ile orantılı. ICP’lerin çok çok büyük bir kısmı ekipte ve ekibin sattığı “kodaman”larda. Bu yapıya merkeziyetsiz demek gülünç. En sıkıntılı yönleri bu bence.

Ayrıca kullanacakları veri merkezleri de, kurulması ve çalıştırılması açısından öyle sıradan insanların gücünün yeteceği türden değil. Burada merkeziyetsizliği nasıl sağlayacaklarını anlamadım. Alt ağlar oluşturmaktan bahsetmişler ama yazılım/teknik altyapım olmadığından bir şey söyleyemiyorum.

Kişisel komplo teorim şu: Dünya genelinde merkeziyetsiz internete yönelim, şu anki küresel gücü elinde tutanları korkutuyor. Kaybetmemek için de ICP’yi yapıp “merkeziyetsiz internet yaptık, alın kullanın işte” diyerek yine kendi borularını öttürecekler. Bizim saflar da yiyecek.

Kaç proje Financial Times’ta haber olarak çıktı?

RaiTurk – 11 Mayıs 2021

Twitter’dan takip etmek için: https://twitter.com/crypto_raiturk
Youtube: https://www.youtube.com/channel/UCsda4UxLYTseU1rQhTB0now/featured
Telegram: t.me/Rai_Turk
Holochain hakkındaki yazılarım ve çevirilerim: http://www.raiturk.com/holochain/

Telif Hakkı Uyarısı: Bu sitedeki hiçbir yazının tamamı ya da bir kısmı, izin alınmadan kopyalanamaz, başka bir sitede yayınlanamaz.

Moral Machine Araştırması Ülkelere Göre Sonuçlar Ne Anlama Geliyor? Ahlak Nedir?

“Doğru/ahlaklı davranmak” nedir? Eğer doğrunun apaçık ve belirli olduğunu, bugünden yarına, yerden yere değişmeyeceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

117 ülkeden milyonlarca insanın katılımıyla yapılan araştırmada, ülkemizin sonuçları oldukça ilgi çekici. Gelin anlatayım…

Moral Machine örnek bir soru

MIT’nin 117 ülkeden katılımcılarla yaptığı araştırmada milyonlarca insana, olası bir kaçınılmaz trafik kazası durumunda ikişer seçenekten hangi senaryoyu seçecekleri, yani kimleri feda edecekleri sorulmuş. Örneğin, ya o anda karşıdan karşıya geçen köpekleri ezeceksiniz, ya da aracın içindeki 2 insan o köpekleri kurtarmak adına direksiyonu kırıp duvara çarparak ölecekler. Başka bir senaryoda, ya kurallara uymayarak karşıdan karşıya geçmek isteyen 3 evsiz insanı ezeceksiniz ya da arabanın içindeki 2 üst düzey insan (şirket CEO’su) direksiyonu kırıp onları kurtarmak adına ölecek.

Bu gibi senaryolarda hangi kararları alacakları insanlara sorulmuş. Milyonlarca insanın katıldığı bu araştırmada sonuçlar görseldeki gri alanla temsil edilmiş. Ülkemizin verileri kahverengi ile, bizden çok farklı olduğu için seçtiğim Çin ise yeşil ile gösterilmiş.

Moral Machine Dünya (gri), Türkiye (kahverengi) ve Çin (yeşil) Sonuçları

Dünya ortalamasında en öne çıkan özellikler; hayvanlar yerine insanların, kilolu kişilerdense fit olanların, trafik kurallarına uymayanlardansa uyanların kurtarılması.

Ülkemiz insanları ise şu kişileri kurtarmaya, dünya ortalaması ile karşılaştırıldığında daha eğilimliler:

Araçtakiler yerine yayaları
Yaşlılar yerine gençleri
Kilolular yerine fit olanlar

Dünya ortalamasına göre karşılaştırıldığında; hayvanların yerine insanları, kurallara uymayanların yerine uyanları kurtarmaya daha az meyilliyiz. Hayvanlara, diğer ülkelere göre daha fazla önem verdiğimiz şeklinde yorumlanabilir.

Ülkemiz 117 ülke arasında:

Duruma müdahale etmektense hiçbir müdahalede bulunmamayı tercih etmede: 104.
Araçtakiler yerine yayaları kurtarmada: 14.
Erkekler yerine kadınları kurtarmada: 56.
Kilolular yerine fit olanları kurtarmada: 30.
Kurallara uyanları kurtarmada: 93.
Sosyoekonomik olarak alt düzeyde olanlar (evsizler) yerine üst düzeyde olanları (CEO) kurtarmada: 75.
Yaşlılar yerine gençleri kurtarmada: 43.
Kişi/hayvan sayısı nerede fazlaysa onu kurtarmada: 100.
Hayvanlar yerine insanları kurtarmada: 112.

Türkiye, sonuçlar bakımından en çok Arjantin’e benziyor. Bizden en farklı olan ise Çin.

Gördüğünüz üzere “doğru davranış” dışarıdan belirlenmiş davranış değil. Her ülkede her kültüre göre biçimleniyor. Zamanlar ve kişiler üstü “tek bir doğru” yok. Nerede doğup büyüdüysek, hangi kültüre maruz kaldıysak ona “doğru” diyoruz.

Öyleyse kendi doğrularımızı başkalarına kabul ettirmek için neden bu kadar çaba harcıyor ve bizden farklı olanlara dünyayı dar ediyoruz? Yoksa, başkalarını kendimize benzetmeye çalışmak da bize öğretilen ve sorgulamadan kabul ettiğimiz onca şeyden sadece biri mi?

Telegram kanalım: https://t.me/Rai_Turk
Twitter’dan takip edin: https://twitter.com/crypto_raiturk

İlginizi çektiyse, araştırmanın sonuçlarına şu adresten ulaşıp istediğiniz iki ülkeyi seçip karşılaştırabilirsiniz: http://moralmachineresults.scalablecoop.org/
Soruları görmek ve cevaplamak için şuradan: https://www.moralmachine.net/

Telif Hakkı Uyarısı: Bu sitedeki hiçbir yazının tamamı ya da bir kısmı, izin alınmadan kopyalanamaz, başka bir sitede yayınlanamaz.

Kripto Emre kimdir?

Kriptopara piyasasında başlangıçta “referanslı borsa linki paylaşma” ve “ücretli sinyal grubuna müşteri çekme” gibi kendine çıkar sağlama amaçlı çabalarla yer aldığı için bilinçli yatırımcılar tarafından ciddiye alınmayan Kripto Emre’nin adının Holochain takipçisi olan geniş kitlelerce ilk kez duyulması, bir videosunda “Holochain projesi çöp” şeklinde büyük bir iddiada bulunmasıyla duyulmuştur.

Bu söylemine ek olarak “Holochain’i tanıtanlar, size bu malı yukarıdan satmak için tanıtıyorlar” diyerek Holochain’in kendine has teknolojisini anlatmak için saatlerce canlı yayın (o yayınlar) yapan Yavuz Selim Yıldız gibi kişilere ithamda bulunmuştur.

Bütün bu iddia ve ithamların üzerine Yavuz Selim Yıldız tarafından canlı yayına davet edilmiş ancak kendisi bu teklife olumlu ya da olumsuz bir cevap vermeyerek ölü sessizliğine bürünmüştür.

Aradan geçen birkaç ay boyunca Kripto Emre yine sessiz kalmaya devam etmiştir ancak 23 Eylül 2019 tarihinde yayınladığı videoda Yavuz Selim Yıldız’a hitâben “İngilizcesi bozuk olan, web sitesi kötü olan bir adamın peşine takılıp Holochain’e hayran olmayın. Neymiş, merkezsiz internet yapacakmış. İnternet zaten merkezsiz. YouTube’un sunucuları her yana dağılmış halde zaten. Sizi kandırıyor bunlar.” diyerek hem Yavuz Selim Yıldız’a sataşmada bulunmuş, hem de merkeziyetsizliğin ne olduğunu anlamadığını ayan beyan göstermiştir.

Bu videonun üzerine bir Twitter kullanıcısı, konu hakkında her iki tarafın da katılıp söylemlerini medenî bir şekilde tartışacağı canlı yayın teklifinde bulunmuştur.

Bu teklife ben de destek verdim. Çünkü iddia sahiplerinin uzaktan uzaktan birbirlerine laf söylemek yerine karşılıklı konuşması, akla karayı ayırt etmemizi sağlayacaktı. Eğer Kripto Emre haklıysa ben de çok beğendiğim bir proje olan Holochain’e verdiğim değerin yersiz olduğunu anlamış olacaktım.

Teklife verdiğim destek…

İlk cevap Yavuz Selim Yıldız’dan geldi. Canlı yayın teklifini kabul ettiğini söylüyordu.

Yavuz Selim Yıldız’ın teklifi kabulü…

Seviyeli bir tartışma için geriye kalan tek hamle, Kripto Emre’nin bu teklifi kabul etmesiydi. Ama bu medenî teklife karşılık attığı tweet, özlü söz paylaşımı ile laf sokmaya çalışmaktan ibaretti.

Medenî bir tartışma teklifini “düşmanlık” olarak niteleyen bir zihnin ürünü…

Olup biteni bir düşünelim. Diyelim ki biri sizi, çektiği videolarda “bu projeyi çok övüyorsun, çünkü sen önceden aldın, başkalarına aldırıp yüksekten satmak istiyorsun” diye itham etsin. Sonra “İngilizcede telaffuzun iyi değil ve websiten kötü; demek ki senin o proje hakkındaki sözüne itibar edemeyiz” desin.

Siz de bunun üzerine olgun bir şekilde “tamam, gel de canlı yayında sakin bir şekilde konuşalım ve herkes durumu takdir etsin” deyin.

Aldığınız cevap “siz bana düşmanlık ediyorsunuz” olsaydı, o kişiyi ciddiye alır mıydınız?

Kripto Emre bununla da kalmadı, işi daha da ileriye götürdü. Yavuz Selim Yıldız’a dolandırıcılık ithamında bulundu.

Kripto Emre’nin stres altında olduğunda, psikolojide “yansıtma” olarak bilinen tekniğe başvurma örneği…

Psikoloji biliminde bir kavram vardır; yansıtma. Stres altında olduğunuzda, sizde var olan kusurları ve suçları karşınızdakine yansıtırsınız. Belki de Kripto Emre, Yavuz Selim Yıldız’la canlı yayına çıkarsa bilgi birikiminin olmadığını herkesin göreceğinden emin olduğu için strese girdi. Bu stresten kurtulmak için de “düşmanlık yapıyorlar, dolandırıcılar” şeklinde ithamlara başvurarak yansıtma yapıyor olabilir.

Size soruyorum; “gel canlı yayında fikirlerimizi güzel güzel anlatalım” diyen mi haklıdır yoksa canlı yayın teklifini görmezlikten gelip “düşmanlar, dolandırıcılar” diye bağırıp çağıran mı?

RaiTurk – 27 Eylül 2019

Twitter hesabım: https://twitter.com/crypto_raiturk

Muzaffer Şerif’in Hikâyesi

Bugün size Türkiye’nin; Sosyal Psikoloji alanının kurucusu, Psikoloji alanında çığır açan bir isim olan Muzaffer Şerif Başoğlu’nu lüzumundan fazla münevver olduğu için Muzafer Sherif olmak zorunda bıraktığı hikâyeyi anlatacağım.

Muzaffer Şerif, 1908’de Ödemiş’te toprak ağası bir babanın oğlu olarak doğdu. Kimse onun, ismini Muzafer Sherif yapmak zorunda kalacağını, bu yüzden ABD’de odasına kapanıp gizli gizli ağlayarak Ege Türküleri söyleyeceğini tahmin edemezdi.

Muzaffer Şerif

Hikâyenin başlarına dönelim. Bir röportajda bizzat kendisi anlatır; 13 yaşındayken, 1919’da İzmir’in Yunanlar tarafından işgali sırasında Yunan asker, Muzaffer’in yanındaki adamı süngüsüyle öldürür. Sıra ona geldiğinde askerin merhameti tutmuştur, onu da öldürebilecekken dokunmayarak arkasını dönüp gitmiştir. Çocukluğu, bir sosyal psikoloğun şahit olması gereken her şeyi görerek geçmiştir. İmparatorluğun çöküşü, toplumların birbirini boğazlaması…

Durum böyleyken, zengin bir ağa olan babası onu misyoner bir tarikatın kurduğu İzmir Amerikan Koleji’ne gönderir. Yıllar sonra Boston’da bu tarikatın üyelerinin, okulu finanse etmek için zor şartlarda yaşarken İzmir’deki hocalarının varlık içinde yüzüşünü görür ve dinî tarikatlarla ilgili olumsuz fikirlere sahip olur.

1928’de Felsefe okumak için İstanbul’a gelir. Ulusal bir yarışmada birinci olur ve kazandığı bursla ABD’ye, hayranı olduğu William James’in okulu Harvard’a gider. 1932’ye kadar orada kalır, master derecesini alırken Psikoloji alanındaki ünlü isimlerle tanışır. Çok iyi derecede Almanca ve Fransızca öğrenir. Türkiye’ye dönmeden önce Fransa’dan Almanya’ya bir akademik seyahatte bulunur. Bu tarihlerde Almanya’nın, Nazilerin etkisiyle faşizme kaydığına tanık olur.

1932’de Ankara’ya, Gazi Terbiye Enstitüsü’ne döner ve 1 yıl hocalık yapar ama kendisi dünyayı takip eden genç bir entelektüel olduğundan oradaki hocalarla anlaşamaz. Bu yüzden 1933’te doktora için Harvard’a döner.

Harvard’daki doktora programı da ona hafif gelir. Toplumsal Kuralların Psikolojisi adlı kitabı 1936’da yazar. Bu kitap, sosyal psikoloji alanında hâlâ bir klasik olarak görülmektedir. Muzaffer Şerif, akademide dünya çapında büyük ses getirdikten sonra Türkiye’ye döner.

O yıllarda Türkiye’deki iktidar, Alman cephesine yakınlaşmış ve Nazilerin rüzgârıyla ırkçı soslara bulanmıştır. Muzaffer Şerif çıkardığı dergide Nazi karşıtı yazılar yazar, anti-faşist bir portre çizer. Çizgisi bu yüzden sosyalistlerle denk düşer, komünist olup olmadığı tartışmalıdır. Bir kısım insan ona “komünistti” derken diğerleri onun için “öyle komünist mi olur” demektedir.

Çapı büyük, dünya görüşü geniş yani tabiri caizse “aşmış” insanlar, küçük insanlarca tanımlanmış küçük dairelere hapsedilmiştir hep. Muzaffer Şerif’in başına da bu gelir, “sosyalist-komünist Muzaffer” olur birilerinin gözünde.

Nazım Hikmet’in (Kemal Tahir’e yazdığı mektupta) onun hakkındaki sözleri, bu durumu çok iyi anlatıyor: Onu tanırım. Enteresan çocuktur, ne sen ne ben onunla ahbap olabiliriz. Lüzumundan fazla münevver, bir bilgin.

Bu arada, Muzaffer Şerif Atatürk’e hayrandır; Değişen Dünya isimli eserinin 91. sayfasında şunu söyler: “Biz de bilhassa emperyalist kuvvetlere karşı müstakil ve hür bir memleket olarak varlığımızı sağlayan İstiklal savaşından beri, milletimizin medeniyet ve kültür yolundaki imkanlarını güneşe çıkarmağa azmetmiş olan Atatürk Inkılabından beri çürük itikatların, kokmuş taassubun dar aleminden çıktık.”

Gerçekten de bir bilgindir. Muzaffer Şerif öğrencileriyle sosyal psikoloji tarihine geçecek Otokinetik Etki deneyine imza atmıştı. Önemli eserlerin Türkçeye çevrilmesine ön ayak olmuştu.

Bunun yanında, Nazi ve ırkçı gruplara karşı öğrencileri örgütler. Devletin dikkatini çekmesi de 1943’te yazdığı Irk Psikolojisi kitabıyla olur çünkü bu kitap anti-faşist hareketin bir başucu kitabına dönüşür.

O dönemin önde gelen bazı isimlerinde hâkim zihniyet, ırka dayalı Türkçülüktür.  Muzaffer Şerif’in ırk üzerinden temellendirilen övünçlere karşı çıkışı, bu isimlere göre “Türkçülükle dalga geçmek”tir. Muzaffer Şerif’i devlete el altından şikayet ederler.

Ve Muzaffer Şerif, 1944’te üniversiteden arkadaşlarıyla beraber tutuklanır, suçu “milli menfaatlere düşmanlık”tır. Basın, onu suçlar. Çıkardığı “Adımlar” dergisi kapatılır ve mahkeme onu 27 yıl hapse mahkum eder.

Muzaffer Şerif, hapisteki günlerini sosyal psikoloji ders kitabını yazmaya ayırsa da bu tutuklanma haberi onun Harvard’daki arkadaşlarını ayağa kaldırır; sosyal psikolojinin kurucusu, çok önemli deneylerin sahibi Muzaffer Şerif’in hapiste çürüyecek olması onları rahatsız eder.

Harvard, ABD hükümetini Muzaffer Şerif’e sahip çıkması için harekete geçirir. ABD de böyle değerli bir ismi elinde tutmak ister ve Türkiye’ye baskı yapar. Ankara’daki elçilikte çalışan Harvardlı bir diplomat bizzat hükümetle görüşür. 40 gün sonra Muzaffer Şerif serbest bırakılır.

ABD hükümeti Muzaffer Şerif’e devlet bursu verir ve onu Princeton’a davet eder. Özel askerî bir uçak göndererek Şerif’i Türkiye’den aldırır. Uçakta tek üniformasız kişi Şerif’tir, uçaktaki askerler onu istihbaratçı zanneder. Sosyal psikolog olduğunu söylese de askerleri inandıramaz.

Bütün bu olanlara rağmen, Türkiye’ye dönme isteği kaybolmaz. Amerikalı eşiyle birlikte Türkiye’ye gelmek ve çalışmalarına ülkesinde devam etmek ister. Ama eşinin yabancı olmasından dolayı memurluktan çıkarıldığı söylenir kendisine. İpleri burada koparır; o artık Muzaffer Şerif değil, Muzafer Sherif’tir.

O günden sonra Türkiye’yle olan somut bağlarını tamamen koparır. Kendine “Muzafer Sherif” der, çocuklarına Türkçe isim vermez, o güzel Türkçesiyle asla tek bir kelime bile yazmaz. Türkiye’den gelen röportaj taleplerini geri çevirir. Ve rivayetlere göre bazı geceler odasına kapanıp içki içer, ağlayarak Ege Türküleri söyler.

Eşi Amerikalı olmasına ve bu sayede ABD vatandaşlığını kolaylıkla alabilecek olmasına rağmen, ABD vatandaşlığına geçmemiştir. ve 1988 yılında geçirdiği kalp krizi sonucunda vefat etmiştir.

Muzaffer Şerif Başoğlu’nun Muzafer Sherif’e dönüşmek zorunda bırakışımızı okudunuz. Ülkemizin yetiştirdiği bir değer elimizden böyle kayıp gitmişti. Liyakat ve kalite yerine ideoloji ön planda olduğu sürece bu değerli beyinleri kaybetmeye mahkumuz.

Bu hikâye ilginizi çektiyse, Amerika’nın intihar etmek zorunda bıraktığı Aaron Swartz’ın hikâyesi de ilginizi çekebilir. Okumak için: http://www.raiturk.com/aaron-swartz-hikayesi-kimdir/

Kaynaklar
Cumhuriyet’in Beyaz Mağdurları – Yıldıray Oğur (Büyük oranda bu kitaptan yararlandım)

Çağlayan, S., Korkmaz, M. ve Öktem, G. (2014). Muzaffer Şerif’in Hayatı ve Eserleri. Eğitim ve Öğretim Araştırmaları Dergisi, 3 (1), 153-159.

Social Judgment and Intergroup Relations Essays in Honor of Muzafer Sherif – Donald Granberg and Gian Sarup

Twitter hesabıma ulaşmak için: https://twitter.com/crypto_raiturk

Telif Hakkı Uyarısı: Bu sitedeki hiçbir yazının tamamı ya da bir kısmı, izin alınmadan kopyalanamaz, başka bir sitede yayınlanamaz.

Holo Ekibinin Çevirdiği Garip Ama Mantıklı İşler

Bu yazıda Holo ile ilgili öyle şeyler anlatacağım ki, birçokları FUD (Fear, Uncertainty, Doubt/Korku, Belirsizlik, Şüphe) yaymak olarak nitelendirecek. Hatta bazılarınız “Holo iyi hoş da, yatırım için uygun değilmiş” diyecek. Ben, “haklısınız ama ekip sizden daha akıllı” diyorum.

Öncelikle şunu belirtmeliyim. Bu anlatacaklarım tamamen kendi çıkarımlarım; kesin bilgilere değil, vakıanın gözleminden kaynaklanan öznel yorumuma dayanıyor.

Durum kriptopara alemine göre çok garip bir durum: Ekip (bence) HOT’ın çok ve ani yükselmesini istemiyor.

Daha garip olan şu: Ekip (bence) HOT’ın çok ve ani yükselmemesi için kendi elleriyle fiyatı baskılıyor.

HOT’ın çok ve ani yükselmesini istememe sebepleri şu: Volatil bir kriptopara, devletlerin regülasyonundan geçemez. Ekip de bu tip resmî gereklilikler konusunda aşırı hassas. Dolayısıyla HOT’ı volatiliteden korumak, ileride sıkıntı yaşamamak istiyorlar.

Bilmeyenler için açıklayalım. Volatilite, oynaklık anlamına geliyor. Fazla olması da bir kriptoparanın bugün mesela 100 iken yarın 10’a düşmesi, sonraki gün 150’ye çıkması gibi oynaklıklar göstermesi anlamına geliyor. Devletler “vatandaşlarını korumak için” bu durumu engellemek istediklerini söylüyorlar.

Holo ekibi volatiliteyi engellemek için fiyatı baskılıyor demiştim. Bunu neye dayanarak söylüyorum, açıklayayım. Bugüne kadar HOT ne zaman kafasını kaldırsa kafasına kafasına vuruldu. Bunu nereden biliyoruz? “Whale Alert” diye bir şey var.

Holo 46 sats’tan 30 sats’a gelirken, “Whale Alert”ta beliren 18 adet uyarı vardı: “Binance’e 500 milyon Holo aktarıldı (deposit edildi).” Yani tam 9 milyar Holo, sadece fiyatı düşürmek için satıldı.

“E olabilir, balinanın biri satıp çıkmış” denebilir. Eğer diğer tecrübelerim olmasa ben de böyle düşünürdüm ama bu olay olmadan önce de aynı durum gerçekleşti; HOT kafasını kaldırdı, “birileri” yüklü satarak engel oldu.

Hatta en son yapılanı örnek vereyim, fiyat birkaç gün önce 0.0016$ civarında yani destekte iken belki de Horizon2020 ile ilgili haberler dolayısıyla gün içinde 0.001950$ seviyesini geçti, yani direnci kırdı.

Herkes “direnci kırdık, uçacağız” derken Whale Alert’tan 2 uyarı geldi: “Binance’e 200 milyon Holo aktarıldı (deposit edildi).” Yani 400 milyon Holo Binance’te satıldı ve fiyat tekrar 0.001950$ seviyesinin altına geldi.

Bütün bu satışları kim yapabilir? Bence Holo ekibi. Ekibin elinde ta en baştan 44 milyar HOT vardı. Bunları (bence) hem volatiliteyi engellemek, hem de üstten satıp alttan almak için kullanıyorlar.

Alttan neden tekrar alıyorlar? Çünkü Holo ekibi havadan para basmadı, ICO’da 133 milyar HOT sattılar ve topluluğa borçlandıklarını söylediler. Zamanı gelince topluluğa bu 133 milyar HOT’ı ödeyecekler, ödemek için de adet artırmaları gerekiyor.

Buradan şu anlaşılmamalı; HOT hiç yükselmeyecek anlamına gelmiyor, yükselecek ama stabil bir şekilde yükselecek. 1 ayda 10x yapmayacak, ama 1 ayda 10’da birine de düşmeyecek. Kararlı bir şekilde yükselecek, güvenilir bir liman olacak.

1 yılda dolar bazında 4x ila 5x yaptı, önümüzdeki yıllarda da bu şekilde seyredecek. Çünkü ekip böyle olmasını hedefliyor. 6 ay içinde 10x-100x isteyenler üzülebilir. 3-4 yılda 10x-100x bekleyenler daha da güvenli bir şekilde bekleyecek.

Bütün bu olanlardan diğer çıkarımlarım şunlar:

1. Ekip zengin olmanın değil, devrim yapmanın ve gerçekten çalışan bir ürün ortaya koymanın peşinde. Eğer zengin olmak isteselerdi fiyatı baskılamakla uğraşmaz ve Holochain gibi bir teknolojiyle kolayca 1000x yaptırırlardı.

2. Ekip, bugüne kadar fiyatı baskılamayı başardı ama güçlü bir hype’ın karşısında kimse duramaz ve aynı stratejiyi kullanırlarsa terste kalabilirler. Dolayısıyla bir hype durumunda bununla başa çıkamayacaklardır. Ne yapacakları muamma.

3. Hatta hype oluşmaması ve bu durumu yaşamamak için Holoport haberini bile sündüre sündüre verdiler. Bu yüzden hype oluşmadı ve fiyatı baskılayabildiler.

4. Ekibe “reklam yap” diyenler, reklam yapmanın hype oluşturup HOT fiyatını ciddi artırmasına yol açacağını ekibin çok iyi bildiğini ve yukarıdaki stratejilerine aykırı geldiğini bilmeliler. https://twitter.com/H_O_L_O_/status/1146036905164910594?s=20

5. Ekibin temel stratejisi, mainnete kadar hype’a engel olarak ve gerektiğinde ciddi satış ve alışlarla ani artış ve düşüşlere engel olmak. Mainnet sonrasında ise dinamik arzı kullanarak bu stabil yükselişi devam ettirmek.

Bütün bu söylediklerim, hoşunuza gitmeyebilir. Belki “neden FUD yayıyorsun” diye kızabilirsiniz de. Ama bildiklerimi size aktarmak boynumun borcu. Çünkü “kesinlikle yapmayın” desek de kredi çekip koin alanlar oluyor. Onlar bu durumları bilmek zorunda.

Sahip olduğum bütün bilgileri ve düşündüklerimi açık bir şekilde anlattım. Yatırımınızı bütün bu okuduklarınızı da düşünerek düzenleyin. Ben bir tane HOT bile satmadım henüz, çünkü daha alacak yolu var. Satarsam da yine haberiniz olur. Ama kendi yatırımınızla ilgili kararı kendiniz verin. Bana bakmayın.

RaiTurk – 2 Temmuz 2019

Bu yazının Twitter üzerinde bir seri olarak paylaşılmış hâline buradan ulaşabilirsiniz.

Twitter hesabım: https://twitter.com/crypto_raiturk

Telif Hakkı Uyarısı: Bu sitedeki hiçbir yazının tamamı ya da bir kısmı, izin alınmadan kopyalanamaz, başka bir sitede yayınlanamaz.

Junto Nedir?

Holochain teknolojisi kullanılarak çalıştırılacak olan Junto adlı sosyal medya uygulaması nedir, ne değildir?

Junto Holochain social media

Neredeyse her ürün, insanların muzdarip olduğu bir problemi çözmek için oluşturulmuştur. Junto’nun çözmek istediği problemlerden biri de, bugünkü sosyal medya uygulamalarının verilerimizi alıp işlemesi ve verilerimizin üstünden güç devşirmesi problemidir.

Facebook ve Instagram gibi uygulamalardaki beğenilerimiz, yorumlarımız, mesajlarımız, yüklediğimiz fotoğraflar ve uygulamaları kullanırken sergilediğimiz davranışlar kaydedilir. Bu veriler, merkezî sunucularda depolanır ve oradan alınıp her an işlenerek bizim davranış kodlarımız ortaya çıkarılır; neyi seviyoruz, nelerden nefret ediyoruz, zaaflarımız neler vs… Bize sunulan reklamlar, bu bilgilere göre değişir.

Bugün sadece bize sunulan reklamları etkiliyor olsa da, Harari’nin şu önemli konuşmasında belirttiği gibi yeterince veri alınıp işlendiğinde bu verilerin sahipleri bizi bizden daha iyi tanır hâle gelecek. Belki de “sen kalbindeki sorun nedeniyle 10 yıl içinde kalp krizi geçireceksin, bu yüzden sana sağlık sigortası yapmıyoruz” ya da banka yöneticileri “analizlere göre boşvermişlik seviyen çok yüksek, bankamızı zarara sokabilirsin, bu yüzden sana kredi vermiyoruz” diyebilecekler.

Sosyal medyadaki verilerimizin merkezî sunucularda yer alması, başka sorunları da doğuruyor. Meselâ hack hadiseleri… Bu durumda kişisel bilgileriniz sadece Mark Zuckerberg’ün eline değil, hackerların eline de geçer. Verilerimizin merkezî sunucularda depolanmasının oluşturduğu bir diğer sorun ise sansürdür. Sosyal medya uygulamalarının sahipleri, kendi çıkarlarına zarar veren içerikleri, bütün bir toplumun yararına olsa bile sorgusuz sualsiz kaldırabilir.

İşte Junto, verilerimizin sahipliğini sadece bize has kılarak hem davranış kodlarımızın çözülüp bizim daha savunmasız hâle gelmemize engel olmayı hem hack hadiselerini önlemeyi hem de sansürsüz bir sosyal medya uygulaması oluşturmayı hedefliyor.

Bu hedefine ulaşmak için, verileri merkezî bir sunucuda değil; çok sayıda (binlerce, belki milyonlarca) sunucuda şifreli ve dağıtık bir biçimde depolamayı planlıyor. Blokzinciri teknolojisi çok popüler olsa da bu hayali gerçekleştirebilmek için yeterli değil. Mesela dünyayı kasıp kavuran Bitcoin’in saniyedeki aktarım hızı sadece 7 (yedi) ve her blokta yer alabilecek veri miktarı sadece 1 (bir) megabayt (MB). Dolayısıyla sosyal medyadaki beğeni, yorum ve mesaj gibi her türlü etkileşim”imizi birer aktarım olarak düşünürsek, dünya üzerinde her saniyede milyonlarca aktarım gerçekleştiği gerçeği önümüze çıkar ve haliyle saniyede 7 aktarım yetmez. Aynı zamanda, blok boyutu da büyük miktardaki veriyi depolamaya güç yetiremez. Sadece Bitcoin blokzincirinin işlemesi için harcanan elektrik miktarının İrlanda’nın bir yıllık tüketimine eşit olması ise cabası. Buradan da anlıyoruz ki blokzinciri teknolojisi hantal bir yapı, merkezsiz uygulamalar için hiç ama hiç uygun değil.

Junto bu gerçeği gördüğünden, uygulamayı Holochain teknolojisi sayesinde çalıştırmak istiyor. Holochain ile ilgili ayrıntılı bilgi isterseniz şurada çok sayıda yazı mevcut.

Sunduğum geniş arka plan bilgisinin ardından Junto’nun kendisine gelelim. İspanyolca’da “hep beraber” anlamına gelen Junto kelimesi; merkezsiz, kâr amacı gütmeyen, tıklanma istatistiklerini takip etmeyen, reklam içermeyen, mahremiyeti koruyan, güvenli ve açık kaynak kodlu bir sosyal medya uygulamasına adını veriyor.

Bu uygulamanın amacı, hâkim sosyal medya paradigmasını (bakış açısını) yıkmak ve insanların kendilerini özgürce ifade edebilmelerini sağlamak. Kimse verilerinizi depolamıyorsa, o verileri işleyip sizi çözmeye çalışmıyorsa, sansürleyemiyorsa, hackleyemiyorsa, değerliliğiniz aldığınız beğeni sayısına bağlı değilse çekinecek hiçbir şeyiniz olmaz ve kendinizi özgür bir şekilde ifade edersiniz. Holochain teknolojisinin özelliğinden dolayı Junto ekibi de dâhil olmak üzere hiç kimse ne kadar isterse istesin sizin verilerinize erişemeyecek.

Tıpkı Holochain’de olduğu gibi Junto’nun da kendisini dayandırdığı bir felsefi zemin var ki bunu ifade etmeden Junto’nun kendine has özelliklerinden bahsetmek hata olur.

Junto, ünlü düşünür Marshall McLuhan’ın “ortam/araç mesajın kendisidir” şeklindeki düşüncesine atıf yapıyor. “Araç mesajın sadece taşıyıcısıdır, mesajın içeriğine etkisi yoktur, iyiye kullanırsanız iyi olur, kötüye kullanırsanız kötü” şeklindeki yaygın kabulün aksine McLuhan, mesaj iletilirken kullanılan aracın/ortamın, verilen mesajın içeriğinden daha önemli olduğunu belirtiyor.

McLuhan’ın bu görüşünden hareketle, Junto da aracın en az içerik kadar önemli olduğunu düşünüyor. Bununla beraber, sosyal medyadaki içeriklerimizin “sahici” olmaktan uzak olmasını, sosyal medyanın faydadan çok zarar getirmesini biz insanların “kötü doğasından” değil, sosyal medya uygulamalarının yapısından kaynaklandığını söylüyor.

Burada, bu iddiayı desteklemek için Facebook’un kurucularından Sean Parker’ın sözlerine atıfta bulunuyorlar. Parker bir konuşmasında, Facebook’u kurgularken, kullanıcıların zamanını ve dikkatini bu uygulama için harcamasını nasıl mümkün kılabileceklerini düşündüklerini söylüyor ve bunun yolunun da beğeni ve yorum aldıkça kullanıcının beyninde dopamin salgılatan bir düzen kurmaktan geçtiğini ifade ediyor. Sosyal ortamda değerli olmanın beğeni ve yorumlarla sağlanması sayesinde yani insan psikolojisinin zayıf noktasından vurmakla Facebook güçleniyor. Çünkü daha fazla beğeni almak için daha fazla içerik üretiliyor.

Junto, uygulamayı yani içeriğin yer aldığı ve aktarıldığı ortamı, insanları zayıf noktalarından vurarak güçlendirmeye yönelik değil, “sahici” ve “özgür” bir etkileşim oluşturma hedefiyle tasarlıyor.

Peki Junto uygulamasının kullanım özellikleri ne olacak? Madde madde sıralayalım:

+ Takipçi sayınız herkes tarafından görülmek zorunda olmayacak. Sadece isteyen kullanıcılar, ayarlardan takipçi sayısını “herkes tarafından görülebilir” olarak ayarlayacak. Buradaki amaç, takipçi sayısına verilen önemi azaltmak.

+ Gönderilerde “beğen” seçeneği olmayacak.

+ Sizin uygulamayı kullanım alışkanlıklarınız değerlendirilmeyecek. Dolayısıyla zaman tünelinizde (timeline) yapay zekânın sizinle daha alakalı olduğunu belirlediği akış değil, gerçekten sizin görmek isteyip belirlediğiniz içerikler olacak.

+ İstediğiniz türde paylaşım yapabileceksiniz. Bu türler başlangıçta 7 tane olacak. Bunlar; kısa yazı (Twitter gibi), uzun yazı (Medium gibi), madde madde paylaşım, fotoğraf (Instagram gibi), video (YouTube gibi), ses/podcast (SoundCloud gibi), etkinlik. Yani Junto, çok sayıda sosyal medya uygulamasını tek bir uygulamada içermiş olacak. Bu 7 türe, kullanıcıların talebine göre yenileri eklenecek.

+ Bütün paylaşımlarınızla ilgili izinleri siz ayarlayacaksınız. “Herkes görebilir”, “sadece yakınlarım görebilir” ya da “sadece ben görebileyim” şeklinde sınıflandıracaksınız. Bu özellik pek çok sosyal medya uygulamasında olsa da aslında gerçekten yok, çünkü verilerinizi depolayan uygulama sahipleri bütün verilerinize erişebiliyor. Junto’da ise bu imkânsız.

+ Junto’da reklam hiçbir zaman olmayacak, uygulamayı kullanırken hiçbir zaman reklamlara maruz kalmayacaksınız. Uygulamaya reklam almama sebeplerinden biri, bu reklamlarla insanların yönlendirilmesine engel olma isteği. Yalan haberlerin reklam aracılığıyla yayılması sorunu Junto’da asla olmayacak.

Ayrıca Junto’nun bir kriptoparası olmayacak, dolayısıyla ICO’su da yapılmayacak. Bu durum akıllara “reklam olmayacaksa, ICO yapılmayacaksa uygulamanın sürdürülmesi için nereden gelir elde edilecek” sorusunu getiriyor. Ekip, topluluktan gelecek bağışlarla ayakta kalmayı hedefliyor. Bu hedeflerine de başlangıç için ulaştılar. Indiegogo’yu ve Kickstarter’ı kullanarak 100.000 dolar bağış topladılar. 687 kişi onlara az veya çok miktarda bağış yaptı, en fazla bağışçı 283 kişi ile ABD’den gelirken ikinci sırada 82 kişiyle Türkiye bulunuyor. Türkiye’nin öne çıkmasında sanırım Holo Topluluğu’nun etkisi tartışılmaz.

Görüyoruz ki insanlar, onların işbirliği çağrısına olumlu yanıt vermiş oldu. Bundan sonra da bağımsızlıklarını sürdürmek için destek bulabilecekleri belli oluyor. Bağışların dışında, abonelik sistemi ile de gelir elde etmeyi planlıyorlar. Ayrıca, Junto’da kullanıcılar içerik üreticilere de bağış yapabilecekler. Bu bağışlardan küçük miktarda aktarım ücreti alarak da sürdürülebilirliği sağlayacaklar.

Junto’nun önünde aşılması gereken bazı engeller de var. İnsanların kullanmaya alıştıkları sosyal medya uygulamalarından kopmaları ve Junto’yu kullanmaya başlamaları için güçlü bir neden olmalı. Ayrıca, uygulamanın merkezsiz olması için Holochain’in ve Holo’nun da başarıya ulaşması, kullanılanılmaya başlaması gerekiyor. Holo ekibi başaramazsa Junto da henüz doğmadan ölen parlak fikirlerden biri olacaktır.

Junto uygulamasının 2019 yılı içinde kullanıma açılması planlanıyor. İlk kullanıcılar, sadece önceden kayıt olanlar olacak. Siz de şu an kaydolabilir ve Junto kullanıma açıldığında ilk kullanıcılarından biri olabilirsiniz: https://junto.typeform.com/to/xpwCx

Junto ekibi, bu hayalin gerçekleştirilmesine yardımcı olmak isteyenlere “Junto’yu herkese anlatın, yayın, bize böyle yardım edebilirsiniz” diyor. Ben destek olmak için bu yazıyı yazdım, siz de bu yazıyı paylaşarak onlara destek olabilirsiniz.

RaiTurk – 12 Mayıs 2019

Bu yazının Twitter üzerinde bir seri olarak paylaşılmış hâline buradan ulaşabilirsiniz.

Twitter hesabım: https://twitter.com/crypto_raiturk

Telif Hakkı Uyarısı: Bu sitedeki hiçbir yazının tamamı ya da bir kısmı, izin alınmadan kopyalanamaz, başka bir sitede yayınlanamaz.

Aaron Swartz’ın Hikâyesi

Bugün size bir dâhinin, Amerika’nın intihar etmek zorunda bıraktırdığı ve dünyayı böyle bir beyinden mahrum ettiği dâhinin, Aaron Swartz’ın hikâyesini anlatacağım.

Aaron’ın geleceğinin parlak olduğu henüz 3 yaşındayken bile belliydi. “Anne, bu ilanda bahsedilen ücretsiz şenlik ne?” diye soruyordu. Evet, henüz 3 yaşındayken okumayı öğrenmişti. Evlerinde bilgisayar vardı, henüz o yaşlardayken bilgisayara merak salmıştı. Programlamayı “büyü yapmak” olarak görüyordu, kodlarla yapılamayacak şey yoktu.

Öğrenmeyi ve öğretmeyi seviyordu. İlkokuldayken “The Info” adında bir site açmıştı. İsteyen herkes o siteye bilgi ekleyebiliyordu. Bir öğretmeni “bu çok kötü bir fikir, önüne gelen herkes ansiklopedi yazamaz” demişti. Aaron bütün bunları henüz Vikipedi yokken yapıyordu.

12-13 yaşlarındayken, bir internet besleme biçimi olan RSS’nin geliştirilmesinde pay sahibi oldu. Bugün bile telif hakkı paylaşımı sağlayan Creative Commons’da da imzası vardı. Artık konferanslara davet ediliyordu, konuşmacı olarak

15 yaşındayken, yazdığı bir makale hakemli ve saygın bir dergiden kabul aldı. Stanford Üniversitesi’ne kaydoldu, bilgisayar bölümüne değil. Sosyoloji’ye. Toplumu anlamak istiyordu. Çünkü onun amacı dünyayı daha iyi bir yer yapmaktı.

Ama üniversitenin onun yaratıcılığını engelleyen bir yer olduğunu anlaması gecikmedi, daha 1. sınıftayken okulu terk etti.

Reddit’in 3 kurucusundan biriydi. 19 yaşına geldiğinde, Reddit’i 1 milyon dolara satmıştı. Ama hiçbir zaman paranın peşinde olmadı, hâlâ mütevazı bir yerde yaşıyor, sadece veriyi özgür kılma tutkusunun peşinden koşuyordu.

Her şey çok güzel giderken, onun için sıkıntılı günler, devletle karşı karşıya gelmesiyle başlayacaktı. ABD’de mahkeme sonuçlarını internet üzerinden görüntülemek istediğinizde sayfa başına 10 cent ödemek zorundaydınız. Devlet sırf bu işten yılda 120 milyon dolar kazanıyordu.

Aaron bunun haksız olduğunu düşünerek bir arka kapı buldu ve bütün verileri indirip ücretsiz olarak kullanıma açtı. FBI’ın onu tanıması ve izlemeye başlaması işte bu olayla olmuştu. Aaron bunu dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmek için yapıyordu. Bir konuşmasında “ben evde TV izlerken bir madencinin evine ekmek götürmek için zor şartlar altında çalışmak zorunda olması hiç adil değil” demişti.

Aaron her türlü bilgiye erişimin ücretsiz olması gerektiğine inanıyordu. Akademik makalelere erişimin paralı olması ona göre saçmaydı.

Ara Not: Yuval Noah Harari, muhteşem kitabı Homo Deus’ta Aaron’dan da bahseder. Gelecekte hâkim “din”in Dataizm olacağını söyleyen Harari, Aaron’un bu “din”in önemli bir ismi olduğunu ifade eder. Harari’nin 3 kitabın da okumanızı öneririm.

Bir makale için 40$ istenemezdi. Büyük yayıncılar her yıl milyarlarca dolar kâr yapıyordu. Aaron, büyük akademik makale yayıncılarından JSTOR’u gözüne kestirdi. JSTOR’a MIT’den erişildiğinde makaleler ücretsiz indirilebiliyordu. Ama milyonlarca makaleyi tek tek indiremezdi.

Bir script yazarak JSTOR’daki makaleleri indirmeye başladı. Bir süre sonra MIT durumu anlayarak Aaaron’un IP’sini engelledi. O yılmadı, IP değiştirerek makaleleri indirmeye devam etti. MIT bunu da engellemek için JSTOR’a erişimi tamamen kapattı. Ama Aaron durmadı. MIT’nin veri merkezlerinden birine girerek kabloyla verileri çekti. Ama tuzaktan, o odaya kamera konulduğundan habersizdi.

Makaleleri hiçbir yerde paylaşmamış olmasına rağmen açılan davada 35 yıl hapis ve 1 milyon dolar ceza verilmesi istendi. Alışıldık olmayan bir yolla makale indiren bir genç, terörist muamelesi görüyordu.

Bunun sebebini babası, o dönem artan “hacktivist”lere karşı bir gözdağı verilmek istenmesi olarak ifade ediyor. Wikileaks gibi devleti zor duruma sokan olaylara karşı önlem için kurban olarak Aaron seçilmişti.

Dava açılması, Aaron’u çok üzmüş ve depresyona sokmuştu. Hayatı hiç iyi gitmiyordu ama bu durum onu bir şeyler yapmaktan alıkoymadı. ABD’de bir yasa çıkarılmak isteniyordu: Stop Online Piracy Act (SOPA) yani çevrimiçi korsanlığı durdur. Bu yasa geçtiğinde hükümet, istediği siteyi anında kapatma yetkisine sahip olacaktı. Aaron, bunu engellemek için çok çalıştı.

Mitingler düzenledi, 300 bin imza topladı. Vikipedi, Reddit ve Mozilla ona destek olmak için bir günlüğüne sitelerini kararttı. Ve Aaron sonunda hükümeti yıldırmayı başardı. Yasa reddedilmişti.

35 yılla yargılandığı dava ise devam ediyordu. Aaron SOPA’nın reddedilmesine sebep olduğu için çok daha dikkat çekmişti. JSTOR’un şikayetçi olmaktan vazgeçmesine rağmen devlet, davayı sürdürdü. İddianameye birkaç suç daha eklediler. Bütün bunlar olurken MIT Aaron’u desteklemedi. Çok sayıda kişi MIT’nin bu tavrının kurumsal prensiplerine yakışmadığını söylüyor. Çünkü MIT’nin kültüründe hack, teşvik edilen ve ödüllendirilen bir şeydi.

Aaron, devleti kızdırdığını hapse gireceğini anlamıştı. Davaya eklenen suçlarla cezası 50 yıla kadar çıkabiliyordu. Bu, onun için ölüm demekti. 11 Ocak 2013’te hiçbir not bırakmadan kendini asarak intihar etti. Sadece 26 yaşındaydı. Aaron makale indirdiği için bu cezayı alacakken, 2008 yılında bütün dünyayı etkileyen ekonomik krizi tetiklemiş olan Wall Street “kodaman”ları, ABD başkanıyla aynı masada yemek yiyebiliyordu.

Dünya, Amerika’nın sorumsuz ve düşüncesiz tavırları nedeniyle çok değerli bir beyni kaybetti. Elon Musk’ın yaptıklarından çok daha fazlasını, dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmek için yapacak olan Aaron’u kurban etti.

Ve eminim ki Aaron yaşasaydı, onun vizyonuna yakışır bir proje olan Holo’nun ve Holochain’in en büyük destekçilerinden biri olurdu. “Holochain ne?” derseniz: http://www.raiturk.com/holochain/

Aaron’un hayatıyla ilgili bir belgesel çekildi. İzlemek isterseniz: “The Internet’s Own Boy: The Story Of Aaron Swartz” (2014)

“Hayatta nasıl daha iyi olunur?” konusunda yazdıkları ilham verici, okumanızı öneririm (İngilizce): http://www.aaronsw.com/weblog/rawnerve

Raiturk – 21 Nisan 2019

Holochain Engellenebilir mi?

Holochain merkeziyetsizdir. Hiçbir otorite müdahale edemez (internet bağlantısını ya da veri aktarımını sağladığınız takdirde). Holo ise yarı-merkeziyetsizdir. Merkeziyetsiz kısmı şudur; bir uygulama geliştirici, uygulamayı kullanan kişilerin verilerini onların izni olmadan kullanamaz, satamaz, veri madenciliğine kaynak olarak sunamaz. Yani Facebook’un şu an sizi izleyip sizi sizden daha iyi bildiği durum, Holo ağı üzerinde kurulacak bir sosyal medya uygulamasında meydana gelmez.

Holo’nun merkezî yanı ise şudur. Holo ağında yer alan illegal içeriğin önlenmesi için alınan tedbirlerdir. Mesela çocuk pornosu Holo ağında çalışan bir uygulamada yer aldığında sistem şu şekilde işler. Holo ekibi, uygulama geliştiricinin kimliğini devlet yetkililerine verir.

Bu kimlik, Holo ekibi tarafından nereden elde edilmiştir?

Şöyle: Holo ekibi, merkeziyetsiz Holochain teknolojisi sayesinde işleyen ve ÖZEL (ekibe ait) bir hosting uygulaması olan Holo ağı üzerinde barındırılan uygulamaların geliştiricilerine en baştan KYC’yi zorunlu kılmıştır. Yani siz Holo ağında bir uygulama yayınlayacaksanız, kimliğinizi Holo ekibine vermek zorundasınız. Neden? Çünkü herhangi bir devlet “Holo, senin ağda yasadışı işler dönüyor, seni kapatacağım” diyebilir. Buna önlem olarak ekip, yasadışı içeriğin yer aldığı uygulamanın geliştiricisinin kim olduğunu devlet makamlarına söyler ve  devlet bütün işini o kişiyle halleder.

Peki illegal içerik ne olur?

Holo ağındaki bir veriyi silmek mümkün değildir. Ama ağda bir güncelleme yapılarak o veriye erişim kesilebilir. Burada akla gelen soru şu:

“Holo’da kimse beni kabul etmeyeceğim bir eylemi gerçekleştirmemi zorunlu kılamaz, bu imkânsızdır. Çünkü Holo’nun en temel özelliği, baştan koyulan kuralların tek taraflı olarak asla ama asla değiştirilemeyeceğidir. Dolayısıyla, güncellemeyi yapmam ve o illegal içeriğe ulaşmaya devam ederim.”

Bu önemli bir nokta ama aşılabilir. Çünkü çoğu kimse, devletlerin yaptırımıyla karşılaşmak istemeyeceği için güncellemeyi kabul eder ve illegal içeriğe erişimi kendi isteğiyle durur. Kabul etmeyen küçük bir azınlık kalacaktır. Onlar, bugün dahi vardır. Mesela Tor ağında bugün bile illegal içeriklere erişilmektedir ama bu, Tor ağı için öyle büyük bir sorun oluşturmamaktadır.

Şimdi gelinen nokta şudur, Holo’nun yarı merkeziyetsiz olması, tam merkeziyetçi romantikleri tatmin etmeyecek ve “Holo merkeziyetsiz değil abi yaa” deyip Holo’ya karşı boş eleştiriler yöneltilecektir. Bence bu eleştiriler şu yüzden boştur; o merkeziyetsizlik romantikleri, gerçekçi değillerdir. Kendilerinin hayali olan tam merkeziyetsizlik, bugünün dünyasında gerçekleştirilebilir değildir. Bu durumun farkında olan ve nihai olarak tam merkeziyetsizliği hedefleyen Holo ekibi, devletlerle ve büyük güçlerle (Google, Amazon, Facebook) henüz güçlenmeden, vazgeçilmez hâle gelmeden karşı karşıya kalmak istememekte ve doğrusunu yapmaktadır.

Tam merkeziyetsizlik romantikleri eğer dilerlerse açık kaynak kodlu Holochain yazılımını kullanarak tam merkeziyetsiz bir ağ kurabilirler. Ama devletlerin ve büyük güçlerin, bu ağ biraz palazlanınca nasıl da üzerilerine çöktüklerini göreceklerdir. Romantik olduklarından bu durumu baştan görememektedirler.

Holo ekibi ise tam merkeziyetsizliği hedeflerken onun romantizmini yapmamakta, bu hedefe gerçekçi bir yöntemle, önce yarı merkezi bir yapıyı küresel bir kabule mazhar kılmaya çalışmakla varmayı planlamaktadır. Green Paper’da belirttikleri gibi, Holo, tam merkeziyetsiz Holochain’e giderken kullanılan bir araçtır. Bu araç, insanlara merkeziyetsizliği aşılamada ve merkezî olmayan uygulamaları kullanma alışkanlığı yaratmada kullanılacaktır.

Giderek artacak olan veri mahremiyeti hassasiyeti ve bu tip uygulamaları kullanma becerisi sonucunda Holo ağı, belki de bugün kullandığımız internet yapısı gibi bir yapı olacak, bütün bir internet Holo ağında yaşayacaktır. O seviyeye gelene kadar devletler, sadece çocuk pornosu gibi gerçekten illegal içeriklere müdahale etmenin yanında, kendi çıkarlarına zarar veren içeriklere de erişimi kısıtlamak için mahkeme kararı çıkaracak ve Holo ekibinden bunu talep edecektir. Ekip de o uygulamanın geliştiricisinin kimliğini verecek, o içeriğe erişimi kısıtlayan güncellemeyi yayınlayacak ve herkes de devletle karşı karşıya gelmemek için bu güncellemeyi kabul edip indirecektir.

Ama gün gelip de bütün internet Holo ağında yaşamaya başladığında, devletler, bankalar ve diğer şirketler bu ağ olmadan işlerini yürütemez hâle geldiğinde Holo ekibi -bence- kendi yetkilerini yok edecek ve kimse bu ağa müdahale edemez hâle gelecektir. İşte size tam merkeziyetsiz internet.

Tam merkeziyetsiz internette gerçek bir özgür ortam oluşacaktır. Devletler ve büyük güçler, sırf kendi çıkarlarına zarar veriyor diye biz sıradan insanlara sınır koyamayacaktır, evet, ama bunun olumsuz yönleri de olacaktır. Mesela çocuk pornosu yayını.. Bunun önüne nasıl geçilir?

Bence bu tip sıkıntılı konuların çözümünü insanoğlu bir şekilde bulacaktır. Karşılıklı etkileşimi özgür bir şekilde yapabilen, kimsenin tahakkümü altına girmek zorunda olmayan bilinçli bireyler, ortak bir anlayış inşa edeceklerdir.

Çünkü evrim devam ediyor…

Holo hakkında daha fazla güncel bilgiye ulaşmak için: https://twitter.com/crypto_raiturk

Telif Hakkı Uyarısı: Bu sitedeki hiçbir yazının tamamı ya da bir kısmı, izin alınmadan kopyalanamaz, başka bir sitede yayınlanamaz.

Holoport Ne Kadar Kazandırır?

“Holoport’un getirisi ne olacak? Ne kadar kazanırım?” gibi sorular çokça geliyor. Şu an için kesin bir miktar söylemek imkânsız. Ama gelirin neye göre artacağını biliyoruz.

Ne kadar kazanılacağını şu an bilmek neden imkânsız? Çünkü Holoport sahipleri ya da bilgisayarını bu iş için ayarlamış olanlar, uygulama geliştiricilerin oluşturduğu uygulamaları barındırma hizmeti verecekler. Bu hizmetleri için bir fiyat belirleyecekler. Kimin ne fiyat belirleyeceğini şimdiden bilmek ve hesaplamak mümkün olmadığı için “aylık şu kadar getirir” demek imkânsız.

Geliştiriciler ise barındırma hizmeti verenler arasından kendilerine en uygununu seçecekler. En uygununu nasıl belirleyecekler? İşte burası, Holoport sahibi olarak ya da bilgisayarının boş kısmını uygulama barındırmak için ayıranlar olarak gelirimizi artırmanın yolunu gösteriyor.

Diyelim ki bir uygulama geliştiricisisiniz (hApp developer). Bir internet sitesi yaptınız. Sitenizi barındıran kişiden ne istersiniz? Sitenin hacklenememesini, binlerce kişinin aynı anda girmesinden dolayı çökmemesini ve 7/24 bağlı olmasını istersiniz (Holo’nun sistemi zaten sitenin hacklenmesini imkânsız kılıyor).

Buradan anlıyoruz ki, eğer Holoport sahibiysek, site sahibini yani uygulama geliştiren kişiyi bu şartları yerine getirme oranımıza göre memnun ederiz. Eğer aldığı barındırma hizmetinden memnunsa ve belirlediğimiz fiyat onun için makulse bizi seçer.

Peki bizi nasıl seçecek? “Benim sitemi Mahmut barındırsın” mı diyecek? Hayır. Holo yazılımı, barındırma hizmeti verenlere, sundukları hizmetin kalitesine göre bir puan verecek. Tıpkı forum sitelerindeki “rep” gibi, “reputation” yani itibar puanı. Bunu 5 üzerinden verilen puan olarak düşünebilirsiniz.

Alacağınız puanı belirleyecek faktörler şunlar:  İnternet hızınız, işlemci gücünüz, RAM’iniz, internete bağlı kalma süreniz. Ne kadar hızlı upload edebiliyorsanız o kadar iyi. Ayrıca, mesela 7/24 hizmet verebilecek misiniz? Yoksa “geceleri kapalıyım arkadaş” mı diyeceksiniz? Bütün bu faktörler sizin itibar puanınızı belirleyecek. Uygulama geliştiren kişiler de sizin bu puanınıza göre seçim yapacak. Hatta bu seçimi, “sadece Türkiye’den hizmet verenleri istiyorum” şeklinde yapabilirler. Nasıl isterlerse.

Peki, barındırma hizmeti vereceğim ama internet bağlantım kötü. Bana buradan ekmek çıkmaz mı? Çıkar. Uygulama geliştiren biri, çok fazla tık almıyorsa ve sizin kalitesiz hizmetiniz onun için yeterliyse sizi ucuz hizmet verdiğiniz için seçecektir. Yani herkes, kalitesine göre az ya da çok kazanır. Oysa Bitcoin madenciliğinde madencilik havuzlarına dahil olmadan, kendi bilgisayarınızla Bitcoin kazarak hiçbir şey kazanamazsınız. Holo’nun güzel yanı bu, bilgisayarınızdaki boş 5GB’lık yeri bile kiralayarak para kazanabilirsiniz.

Geliştiricilerin sizi seçmesinden bahsettim ama sadece onların seçim hakkı yok; barındırma hizmeti verirken siz de seçim yapabilirsiniz. Mesela dersiniz ki “yasal da olsa bahis oynatan uygulamaları barındırmak istemiyorum”. İstediğiniz şekilde, nasıl arzu ederseniz seçebilirsiniz ve sadece o tür uygulamaları barındırırsınız.

Bir başka konu, diyelim ki 7/24 hizmet veriyorsunuz, itibar puanınız gayet iyi ama yolda kazı yapan belediye, sokağınızdaki internet kablosuna zarar verdi ve 3 gün boyunca internetiniz olmayacak. Bu durum itibar puanınızı düşürecektir. Öyleyse bu, bundan sonra eskisi gibi tercih edilmeyeceğinizi ve gelirlerinizin düşeceğini mi gösterir? Hayır. Bir süre tercih edilmezsiniz ama itibar puanı belirli zaman aralıkları referans alınarak hesaplandığı için biraz zaman geçtikten sonra o kötü kısım hesaplamaya dahil edilmez ve puanınız yükselir.

Siz 3 gün boyunca hizmet veremediğinizde, sizin barındırdığınız uygulamalara kimse erişemeyecek mi? Erişecek, çünkü bir uygulama sadece sizde tutulmayacak, siz uygun değilseniz başka barındırıcıdan veriler alınıyor olacak. Bir uygulamanın kaç farklı yerde tutulacağını da uygulama geliştiren kişi belirleyecek. Ne kadar fazla yerde tutulmasını isterse o kadar fazla para vermesi gerekecek.

Holo ağında yer almak isteyen herkes, kendi kararını kendisi verecek ve bunun karşılığını her anlamda görecek.

Holo hakkında daha fazla güncel bilgiye ulaşmak için: https://twitter.com/crypto_raiturk

Telif Hakkı Uyarısı: Bu sitedeki hiçbir yazının tamamı ya da bir kısmı, izin alınmadan kopyalanamaz, başka bir sitede yayınlanamaz.