Muzaffer Şerif’in Hikâyesi

Bugün size Türkiye’nin; Sosyal Psikoloji alanının kurucusu, Psikoloji alanında çığır açan bir isim olan Muzaffer Şerif Başoğlu’nu lüzumundan fazla münevver olduğu için Muzafer Sherif olmak zorunda bıraktığı hikâyeyi anlatacağım.

Muzaffer Şerif, 1908’de Ödemiş’te toprak ağası bir babanın oğlu olarak doğdu. Kimse onun, ismini Muzafer Sherif yapmak zorunda kalacağını, bu yüzden ABD’de odasına kapanıp gizli gizli ağlayarak Ege Türküleri söyleyeceğini tahmin edemezdi.

Muzaffer Şerif

Hikâyenin başlarına dönelim. Bir röportajda bizzat kendisi anlatır; 13 yaşındayken, 1919’da İzmir’in Yunanlar tarafından işgali sırasında Yunan asker, Muzaffer’in yanındaki adamı süngüsüyle öldürür. Sıra ona geldiğinde askerin merhameti tutmuştur, onu da öldürebilecekken dokunmayarak arkasını dönüp gitmiştir. Çocukluğu, bir sosyal psikoloğun şahit olması gereken her şeyi görerek geçmiştir. İmparatorluğun çöküşü, toplumların birbirini boğazlaması…

Durum böyleyken, zengin bir ağa olan babası onu misyoner bir tarikatın kurduğu İzmir Amerikan Koleji’ne gönderir. Yıllar sonra Boston’da bu tarikatın üyelerinin, okulu finanse etmek için zor şartlarda yaşarken İzmir’deki hocalarının varlık içinde yüzüşünü görür ve dinî tarikatlarla ilgili olumsuz fikirlere sahip olur.

1928’de Felsefe okumak için İstanbul’a gelir. Ulusal bir yarışmada birinci olur ve kazandığı bursla ABD’ye, hayranı olduğu William James’in okulu Harvard’a gider. 1932’ye kadar orada kalır, master derecesini alırken Psikoloji alanındaki ünlü isimlerle tanışır. Çok iyi derecede Almanca ve Fransızca öğrenir. Türkiye’ye dönmeden önce Fransa’dan Almanya’ya bir akademik seyahatte bulunur. Bu tarihlerde Almanya’nın, Nazilerin etkisiyle faşizme kaydığına tanık olur.

1932’de Ankara’ya, Gazi Terbiye Enstitüsü’ne döner ve 1 yıl hocalık yapar ama kendisi dünyayı takip eden genç bir entelektüel olduğundan oradaki hocalarla anlaşamaz. Bu yüzden 1933’te doktora için Harvard’a döner.

Harvard’daki doktora programı da ona hafif gelir. Toplumsal Kuralların Psikolojisi adlı kitabı 1936’da yazar. Bu kitap, sosyal psikoloji alanında hâlâ bir klasik olarak görülmektedir. Muzaffer Şerif, akademide dünya çapında büyük ses getirdikten sonra Türkiye’ye döner.

O yıllarda Türkiye’deki iktidar, Alman cephesine yakınlaşmış ve Nazilerin rüzgârıyla ırkçı soslara bulanmıştır. Muzaffer Şerif çıkardığı dergide Nazi karşıtı yazılar yazar, anti-faşist bir portre çizer. Çizgisi bu yüzden sosyalistlerle denk düşer, komünist olup olmadığı tartışmalıdır. Bir kısım insan ona “komünistti” derken diğerleri onun için “öyle komünist mi olur” demektedir.

Çapı büyük, dünya görüşü geniş yani tabiri caizse “aşmış” insanlar, küçük insanlarca tanımlanmış küçük dairelere hapsedilmiştir hep. Muzaffer Şerif’in başına da bu gelir, “sosyalist-komünist Muzaffer” olur birilerinin gözünde.

Nazım Hikmet’in (Kemal Tahir’e yazdığı mektupta) onun hakkındaki sözleri, bu durumu çok iyi anlatıyor: Onu tanırım. Enteresan çocuktur, ne sen ne ben onunla ahbap olabiliriz. Lüzumundan fazla münevver, bir bilgin.

Bu arada, Muzaffer Şerif Atatürk’e hayrandır; Değişen Dünya isimli eserinin 91. sayfasında şunu söyler: “Biz de bilhassa emperyalist kuvvetlere karşı müstakil ve hür bir memleket olarak varlığımızı sağlayan İstiklal savaşından beri, milletimizin medeniyet ve kültür yolundaki imkanlarını güneşe çıkarmağa azmetmiş olan Atatürk Inkılabından beri çürük itikatların, kokmuş taassubun dar aleminden çıktık.”

Gerçekten de bir bilgindir. Muzaffer Şerif öğrencileriyle sosyal psikoloji tarihine geçecek Otokinetik Etki deneyine imza atmıştı. Önemli eserlerin Türkçeye çevrilmesine ön ayak olmuştu.

Bunun yanında, Nazi ve ırkçı gruplara karşı öğrencileri örgütler. Devletin dikkatini çekmesi de 1943’te yazdığı Irk Psikolojisi kitabıyla olur çünkü bu kitap anti-faşist hareketin bir başucu kitabına dönüşür.

O dönemin önde gelen bazı isimlerinde hâkim zihniyet, ırka dayalı Türkçülüktür.  Muzaffer Şerif’in ırk üzerinden temellendirilen övünçlere karşı çıkışı, bu isimlere göre “Türkçülükle dalga geçmek”tir. Muzaffer Şerif’i devlete el altından şikayet ederler.

Ve Muzaffer Şerif, 1944’te üniversiteden arkadaşlarıyla beraber tutuklanır, suçu “milli menfaatlere düşmanlık”tır. Basın, onu suçlar. Çıkardığı “Adımlar” dergisi kapatılır ve mahkeme onu 27 yıl hapse mahkum eder.

Muzaffer Şerif, hapisteki günlerini sosyal psikoloji ders kitabını yazmaya ayırsa da bu tutuklanma haberi onun Harvard’daki arkadaşlarını ayağa kaldırır; sosyal psikolojinin kurucusu, çok önemli deneylerin sahibi Muzaffer Şerif’in hapiste çürüyecek olması onları rahatsız eder.

Harvard, ABD hükümetini Muzaffer Şerif’e sahip çıkması için harekete geçirir. ABD de böyle değerli bir ismi elinde tutmak ister ve Türkiye’ye baskı yapar. Ankara’daki elçilikte çalışan Harvardlı bir diplomat bizzat hükümetle görüşür. 40 gün sonra Muzaffer Şerif serbest bırakılır.

ABD hükümeti Muzaffer Şerif’e devlet bursu verir ve onu Princeton’a davet eder. Özel askerî bir uçak göndererek Şerif’i Türkiye’den aldırır. Uçakta tek üniformasız kişi Şerif’tir, uçaktaki askerler onu istihbaratçı zanneder. Sosyal psikolog olduğunu söylese de askerleri inandıramaz.

Bütün bu olanlara rağmen, Türkiye’ye dönme isteği kaybolmaz. Amerikalı eşiyle birlikte Türkiye’ye gelmek ve çalışmalarına ülkesinde devam etmek ister. Ama eşinin yabancı olmasından dolayı memurluktan çıkarıldığı söylenir kendisine. İpleri burada koparır; o artık Muzaffer Şerif değil, Muzafer Sherif’tir.

O günden sonra Türkiye’yle olan somut bağlarını tamamen koparır. Kendine “Muzafer Sherif” der, çocuklarına Türkçe isim vermez, o güzel Türkçesiyle asla tek bir kelime bile yazmaz. Türkiye’den gelen röportaj taleplerini geri çevirir. Ve rivayetlere göre bazı geceler odasına kapanıp içki içer, ağlayarak Ege Türküleri söyler.

Eşi Amerikalı olmasına ve bu sayede ABD vatandaşlığını kolaylıkla alabilecek olmasına rağmen, ABD vatandaşlığına geçmemiştir. ve 1988 yılında geçirdiği kalp krizi sonucunda vefat etmiştir.

Muzaffer Şerif Başoğlu’nun Muzafer Sherif’e dönüşmek zorunda bırakışımızı okudunuz. Ülkemizin yetiştirdiği bir değer elimizden böyle kayıp gitmişti. Liyakat ve kalite yerine ideoloji ön planda olduğu sürece bu değerli beyinleri kaybetmeye mahkumuz.

Bu hikâye ilginizi çektiyse, Amerika’nın intihar etmek zorunda bıraktığı Aaron Swartz’ın hikâyesi de ilginizi çekebilir. Okumak için: http://www.raiturk.com/aaron-swartz-hikayesi-kimdir/

Kaynaklar
Cumhuriyet’in Beyaz Mağdurları – Yıldıray Oğur (Büyük oranda bu kitaptan yararlandım)

Çağlayan, S., Korkmaz, M. ve Öktem, G. (2014). Muzaffer Şerif’in Hayatı ve Eserleri. Eğitim ve Öğretim Araştırmaları Dergisi, 3 (1), 153-159.

Social Judgment and Intergroup Relations Essays in Honor of Muzafer Sherif – Donald Granberg and Gian Sarup

Twitter hesabıma ulaşmak için: https://twitter.com/crypto_raiturk

Telif Hakkı Uyarısı: Bu sitedeki hiçbir yazının tamamı ya da bir kısmı, izin alınmadan kopyalanamaz, başka bir sitede yayınlanamaz.

Holo Ekibinin Çevirdiği Garip Ama Mantıklı İşler

Bu yazıda Holo ile ilgili öyle şeyler anlatacağım ki, birçokları FUD (Fear, Uncertainty, Doubt/Korku, Belirsizlik, Şüphe) yaymak olarak nitelendirecek. Hatta bazılarınız “Holo iyi hoş da, yatırım için uygun değilmiş” diyecek. Ben, “haklısınız ama ekip sizden daha akıllı” diyorum.

Öncelikle şunu belirtmeliyim. Bu anlatacaklarım tamamen kendi çıkarımlarım; kesin bilgilere değil, vakıanın gözleminden kaynaklanan öznel yorumuma dayanıyor.

Durum kriptopara alemine göre çok garip bir durum: Ekip (bence) HOT’ın çok ve ani yükselmesini istemiyor.

Daha garip olan şu: Ekip (bence) HOT’ın çok ve ani yükselmemesi için kendi elleriyle fiyatı baskılıyor.

HOT’ın çok ve ani yükselmesini istememe sebepleri şu: Volatil bir kriptopara, devletlerin regülasyonundan geçemez. Ekip de bu tip resmî gereklilikler konusunda aşırı hassas. Dolayısıyla HOT’ı volatiliteden korumak, ileride sıkıntı yaşamamak istiyorlar.

Bilmeyenler için açıklayalım. Volatilite, oynaklık anlamına geliyor. Fazla olması da bir kriptoparanın bugün mesela 100 iken yarın 10’a düşmesi, sonraki gün 150’ye çıkması gibi oynaklıklar göstermesi anlamına geliyor. Devletler “vatandaşlarını korumak için” bu durumu engellemek istediklerini söylüyorlar.

Holo ekibi volatiliteyi engellemek için fiyatı baskılıyor demiştim. Bunu neye dayanarak söylüyorum, açıklayayım. Bugüne kadar HOT ne zaman kafasını kaldırsa kafasına kafasına vuruldu. Bunu nereden biliyoruz? “Whale Alert” diye bir şey var.

Holo 46 sats’tan 30 sats’a gelirken, “Whale Alert”ta beliren 18 adet uyarı vardı: “Binance’e 500 milyon Holo aktarıldı (deposit edildi).” Yani tam 9 milyar Holo, sadece fiyatı düşürmek için satıldı.

“E olabilir, balinanın biri satıp çıkmış” denebilir. Eğer diğer tecrübelerim olmasa ben de böyle düşünürdüm ama bu olay olmadan önce de aynı durum gerçekleşti; HOT kafasını kaldırdı, “birileri” yüklü satarak engel oldu.

Hatta en son yapılanı örnek vereyim, fiyat birkaç gün önce 0.0016$ civarında yani destekte iken belki de Horizon2020 ile ilgili haberler dolayısıyla gün içinde 0.001950$ seviyesini geçti, yani direnci kırdı.

Herkes “direnci kırdık, uçacağız” derken Whale Alert’tan 2 uyarı geldi: “Binance’e 200 milyon Holo aktarıldı (deposit edildi).” Yani 400 milyon Holo Binance’te satıldı ve fiyat tekrar 0.001950$ seviyesinin altına geldi.

Bütün bu satışları kim yapabilir? Bence Holo ekibi. Ekibin elinde ta en baştan 44 milyar HOT vardı. Bunları (bence) hem volatiliteyi engellemek, hem de üstten satıp alttan almak için kullanıyorlar.

Alttan neden tekrar alıyorlar? Çünkü Holo ekibi havadan para basmadı, ICO’da 133 milyar HOT sattılar ve topluluğa borçlandıklarını söylediler. Zamanı gelince topluluğa bu 133 milyar HOT’ı ödeyecekler, ödemek için de adet artırmaları gerekiyor.

Buradan şu anlaşılmamalı; HOT hiç yükselmeyecek anlamına gelmiyor, yükselecek ama stabil bir şekilde yükselecek. 1 ayda 10x yapmayacak, ama 1 ayda 10’da birine de düşmeyecek. Kararlı bir şekilde yükselecek, güvenilir bir liman olacak.

1 yılda dolar bazında 4x ila 5x yaptı, önümüzdeki yıllarda da bu şekilde seyredecek. Çünkü ekip böyle olmasını hedefliyor. 6 ay içinde 10x-100x isteyenler üzülebilir. 3-4 yılda 10x-100x bekleyenler daha da güvenli bir şekilde bekleyecek.

Bütün bu olanlardan diğer çıkarımlarım şunlar:

1. Ekip zengin olmanın değil, devrim yapmanın ve gerçekten çalışan bir ürün ortaya koymanın peşinde. Eğer zengin olmak isteselerdi fiyatı baskılamakla uğraşmaz ve Holochain gibi bir teknolojiyle kolayca 1000x yaptırırlardı.

2. Ekip, bugüne kadar fiyatı baskılamayı başardı ama güçlü bir hype’ın karşısında kimse duramaz ve aynı stratejiyi kullanırlarsa terste kalabilirler. Dolayısıyla bir hype durumunda bununla başa çıkamayacaklardır. Ne yapacakları muamma.

3. Hatta hype oluşmaması ve bu durumu yaşamamak için Holoport haberini bile sündüre sündüre verdiler. Bu yüzden hype oluşmadı ve fiyatı baskılayabildiler.

4. Ekibe “reklam yap” diyenler, reklam yapmanın hype oluşturup HOT fiyatını ciddi artırmasına yol açacağını ekibin çok iyi bildiğini ve yukarıdaki stratejilerine aykırı geldiğini bilmeliler. https://twitter.com/H_O_L_O_/status/1146036905164910594?s=20

5. Ekibin temel stratejisi, mainnete kadar hype’a engel olarak ve gerektiğinde ciddi satış ve alışlarla ani artış ve düşüşlere engel olmak. Mainnet sonrasında ise dinamik arzı kullanarak bu stabil yükselişi devam ettirmek.

Bütün bu söylediklerim, hoşunuza gitmeyebilir. Belki “neden FUD yayıyorsun” diye kızabilirsiniz de. Ama bildiklerimi size aktarmak boynumun borcu. Çünkü “kesinlikle yapmayın” desek de kredi çekip koin alanlar oluyor. Onlar bu durumları bilmek zorunda.

Sahip olduğum bütün bilgileri ve düşündüklerimi açık bir şekilde anlattım. Yatırımınızı bütün bu okuduklarınızı da düşünerek düzenleyin. Ben bir tane HOT bile satmadım henüz, çünkü daha alacak yolu var. Satarsam da yine haberiniz olur. Ama kendi yatırımınızla ilgili kararı kendiniz verin. Bana bakmayın.

RaiTurk – 2 Temmuz 2019

Bu yazının Twitter üzerinde bir seri olarak paylaşılmış hâline buradan ulaşabilirsiniz.

Twitter hesabım: https://twitter.com/crypto_raiturk

Telif Hakkı Uyarısı: Bu sitedeki hiçbir yazının tamamı ya da bir kısmı, izin alınmadan kopyalanamaz, başka bir sitede yayınlanamaz.